Hayatının Neresindesin?

7.03.2026 12:38  |  Halim Bartal  |  İnsan ve yaşam

 

Sabah aynaya baktığında gördüğün yüz, takvim yapraklarının sessizce biriktiği bir yolun haritası aslında. 

“Hayatının neresindesin?” sorusu, çoğu zaman kibar bir sohbet açılışı gibi gelir: “İyiyim, yoğunum, idare ediyoruz.” Ama soru gerçekten sorulduğunda (kendimize, bir dostumuza, gece yastığa baş koyduğumuzda) cevabı kestirmek zorlaşır. Çünkü hayat düz bir çizgi değil; bir istasyon, bir mola, bazen de geri geri gidilen bir sokak.

Ben bu soruyu ilk kez, otobüste tanımadığım bir çocuğun “Beyefendi, siz büyük müsünüz küçük müsünüz?” demesiyle duydum. Ne yaşımı soruyordu ne makamımı: hızını kaybetmiş yetişkinliğimle, hâlâ merak eden bir çocuğun arasındaki mesafeyi soruyordu. O an fark ettim: “nerede” olduğumuz, kronolojik yaştan çok ilişki kurma biçimimizde saklı.

Belki kariyer merdiveninin ortasındasın; maaşın artıyor ama sabahları uyanmak zorlaşıyor. Belki üniversite kapısında, elinde henüz ısınmamış bir kimlikle geleceği tartıyorsun. Ya da çocukların okul yolunda, kendi hayallerin arabanın bagajında unutulmuş gibi geliyor. Nerede olursak olalım, ortak bir yanılgıya düşüyoruz: “Bir sonraki durak daha gerçek, şimdiki bekleme salonu.” Oysa hayat, bekleme salonlarının toplamı.

Farkındalık, tam da bu bekleyişi görmekle başlıyor. Günlük koşturmada “ beş yıl sonra” planları yaparken, bugünün nefes alışını kaçırıyoruz.

Bir önerim var: Haftada bir akşam, telefonu sessize alıp kendine üç basit soru sor. 

1) Bugün neye hayır diyebildim? 

2) Kime, ne karşılık beklemeden alan açtım? 

3) Hangi küçük şey, içimde “tamam, bu benim” dedirtti? 

Cevaplar büyük kararlar olmayacak; markette sıra beklerken yanındaki adama gülümsemek, bir şiirin bir dizesini deftere not etmek… Ama bu fragmanlar, haritada “şu an buradayım” demenin mürekkebi.

Toplum bize “nerede” sorusunun cevabını dış işaretlerle vermeyi öğretiyor: unvan, ev, araba. Fakat içsel konum (yani korkularınla, sevinçlerinle kurduğun mesafe) dışarıdan görünmez. İlgi çekici insanlar, bu iç mesafeyi dürüstçe telaffuz edebilenler. Çünkü onların hikâyesi, başarıdan çok yön değiştirebilme cesaretini anlatır: Toksik bir işi bırakmak, anne babaya “hayır” diyebilmek, yardım istemek… Bunlar dramatik kırılmalar değil; hayatın GPS’inin “rotayı güncelliyorum” demesi.

Şimdi kendine yeniden sor: Hayatının neresindesin? 

Cevabın bir şehir, bir yaş, bir unvan değil; bir fiil olsun. 

“Dinliyorum”, “yeniden öğreniyorum”, “affediyorum”, “tohum ekiyorum”. 

Nerede olduğumuzu fiiller ele verir; isimler sadece tabeladır.

Yol uzun, duraklar geçici. Ama şu kesin: Soru sorulduğu anda, çoktan uyanmışsın demektir. O uyanıklık, farkındalığın ilk durağı. Bir sonraki durakta inmek zorunda değilsin; sadece cama yaslanıp manzarayı gerçekten görmek yetebilir.

Geri Dön
Diğer Yazılar