Profesyonel koçluk yolculuğumda, fırsat buldukça sosyal sorumluluk projelerinde yer almaya özen gösteriyorum. Bu projelerdeki temel amacım; koçluğu bir fener gibi kullanarak gençlerin kendi yollarını aydınlatmalarına destek olmak ve yaşam yolculuklarında daha güçlü, daha farkında bireyler olmalarına katkı sunmak.
Koçluk sürecimde, bireyin kendini daha derinlemesine tanımasına ve farkındalığını artırmasına destek olmak amacıyla Characterix Envanterini aktif olarak kullanıyorum.
Bu projelerden birinde yolum Dicle ile kesişti. Doğu’da bir şehirde, yedi kardeşin üçüncüsü olarak dünyaya gelmiş, lise son sınıf öğrencisiydi. İlk görüşmemizde kendini şöyle tanımladı:
Kendini tanımaya çalışan, elinden gelenin en iyisini yapmaya gayret eden, başkalarının düşüncelerine de önem veren, insanları gözlemleyerek tanıyan ve sosyalleşmeyi seven bir genç kız…
Bu programa katılma amacı ise oldukça netti:
Kendini daha iyi tanımak ve gelecekte hangi alanlarda gelişebileceğini keşfetmek.
Meraklıydı. Yemek yapmayı seviyor, gitar çalıyor, resim çiziyordu. Bir noktada bana heyecanla bir defter uzattı ve Türkçe öğretmeninin verdiği ödev için tasarladığı kitap kapağını gösterdi. Çizimleri ve estetik bakışı gerçekten etkileyiciydi.
Ona şu soruyu yönelttim:
“Bu yolculuğa bir isim verecek olsan ne olurdu?”
Kısa bir duraksamadan sonra verdiği cevap, sürecin özeti gibiydi:
“Kömürden Elmasa.”
Ve yolculuğumuz böyle başladı.
Bir sonraki görüşmemize elinde çizdiği bir defter kapağı ile geldi. Bu süreç için kendine özel bir alan açmıştı.
Çizimindeki derinlik bana “Kömür ile Elmasın Hikâyesi”ni hatırlattı ve ona bu hikâyeyi anlattım.
“Bir gün kömür elmasa demiş ki: “Ey parıltı vadisinin sultanı, biz arkadaşız. Neyimiz varsa aynıdır. Özümüz birdir. Ama ben karanlık yüzlüyüm. Mahzenlerde, madenlerdeyim. Ezilip ateşe veriliyorum. Halime ağlamak lazım, kapkarayım. Seninse yüzünden, dilinden parıltılar güzellikler fışkırıyor. Bakan bir daha bakıyor ışıltına. Kralların tacında, tahtındasın; gerdanlıklarda, yüzüklerde süs ediliyorsun. Nedir farkımız? Nedir seni benden üstün yapan? Nedir seni gözlere, gönüllere cazip kıldıran?” Bunun üzerine elmas şöyle demiş: “Demek benim gibi olmak istiyorsun. Ben yıllarca karanlıklara, acılara, çilelere sabrettim. Metanetle bekledim, gün yüzü görmedim. Güneşin yüzüne hasret diplerde senelerce basınçlar, sıcaklıklar, ateşler altında yandım. Yıllarca karanlıklara, acılara sabrettim. Metanetle bekledim. Yüreğimin ışığıyla aydınlandım. “Allah’ım neden ben bu acıyı çekiyorum” diye isyan etmedim. O sabrın iksiriyle arındım. Geçirdiğim değişim çarem oldu. İşte budur parıltımın sebebi. Sen ise toprağın üzerinde hiç acı çekmeden oluştun. Elmas olmak istiyorsan şayet, yan, piş ve sabret. Bir yanda sabır, öte yanda acelecilik; hangisi kazanır, hangisi kıymetli olur?”
Bu hikâye, dönüşümün özünü anlatıyordu:
Sabır, zorluk ve içsel dayanıklılıkla şekillenen bir değişim…
Bu noktadan sonra yaptığımız değerler çalışması, onun için önemli bir farkındalık oldu. Görüşme sonunda şu cümleyi kurdu:
“Kök değerlerimi belirlemek beni çok heyecanlandırdı. Motive oldum ve kendimi daha iyi hissediyorum.”
Kendine şu mottoyu seçti:
“Bazı tohumlar güneşte değil, toprağın altında güçlenir.”
Süreç ilerledikçe farkındalığı daha da derinleşti.
Özgürlük onun için çok önemli bir değerdi.
“Hiçbir engelin olmasaydı nasıl bir sen olurdun?” sorusuyla başladığımız görüşmede, imajinasyon tekniğiyle kendisini 20 yıl sonrasında hayal etti.
Hayalindeki yaşamda:
- Kendi ayakları üzerinde duran
- Ekonomik olarak güçlü
- İngilizcesini geliştirmiş
- Bağımsız bir birey olarak İstanbul’da yaşayan biriydi.
En etkileyici anlardan biri ise şu oldu:
“Tüm hayallerini gerçekleştirmiş olan ‘sen’, bugünkü sana ne söylerdi?”
Verdiği cevap oldukça netti:
- Pes etme
- Plan yap
- Disiplinli ol
- Devam et
Görüşme sonunda şu farkındalığı paylaştı:
“Kendimi sakladığımı fark ettim. Artık elimden gelenin en iyisini yapacağım.”
Son görüşmemize yine bir çizimle geldi.
Bu kez, 20 yıl sonraki kendisini resmetmeye çalışmıştı.
Resmini anlatırken şunları söyledi:
“Kendi ayaklarım üzerinde duruyorum. Sizin gibi ben de başkalarına destek oluyorum. Arkamda yıkılmış duvarlar var. Onları aştım. Arkamda güneş var. Işığım var. Ne yaşarsam yaşayayım, ışıltımı kaybetmiyorum.”
Bu anlatım, aslında içsel dönüşümünün en güçlü göstergesiydi.
Süreç sonunda somut hedefler belirledi:
- YKS’de iyi bir sıralama yapmak
- Hedef bölümleri araştırmak
- Deneme analizleri yapmak
- Stratejik ve planlı çalışmak
Ve en önemlisi:
“Kendimi tanıdığımı sanıyordum ama aslında tanımıyormuşum. Characterix sayesinde kendimi daha iyi tanıyorum. Artık daha özgüvenliyim.”
Onu dinlerken, yıllarca öğretmenlik yapmış biri olarak büyük bir gurur ve umut hissettim.
Bir gencin, kendi potansiyelini fark edip dönüşmeye başlamasına tanıklık etmek…
İşte koçluğun en anlamlı tarafı tam da bu.
Sevgili Dicle,
Hayat yolculuğunda ışığın hep seninle olsun.
Yolun açık, kalbin güçlü, ışıltın daim olsun.
Notlar:
- Müstear isim kullanılmıştır.
- Görseller için izin alınmıştır.
- “Kömür ile Elmasın Hikâyesi” Muhammed İkbal’e aittir.