Geçen hafta kariyerin aslında doğrusal bir plan değil, hayatın o kaotik akışında bıraktığımız bir "iz" ve kendi içsel ritmimizle yürüdüğümüz bir "yolculuk" olduğunu konuşmuş, Sinan Canan'ın ilham dolu öyküsüyle ilk adımı atmıştık. Kaldığımız yerden adımlarımızı biraz daha ileriye, yeryüzünün sınırlarının ötesine taşıyoruz. Seminerin devamında sahne alan ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Yozgatlıgil ve Türkiye'nin ikinci astronot adaylarından Tuva Cihangir Atasever'in anlattıkları, tam da o bahsettiğimiz "yaşam yolculuğunu" bugünün en heyecan verici iki kavramıyla birleştiriyordu: Uzay ve yapay zeka.
Eğer bugün kapıda bekleyen tercih döneminin heyecanıyla ya da değişen dünyaya ayak uydurma kaygısıyla sığ popülarite trendlerinin peşinden koşuyorsak, Ahmet Hoca’nın o can alıcı uyarısını kulaklara küpe yapmak gerekiyor. Rüzgarın savurduğu geçici yapraklar gibi "Artık her şeyi yapay zeka yapıyor, şu mesleğe ne gerek var?" demenin ne kadar büyük bir yanılgı olduğunu çok net aktardı. Mesele sığ trendlerin peşinden koşmak değil, hangi alanı seçersek seçelim onu zengin bir ekosistemde, köklü bir akademik kadroyla yoğurabilmek. İster petrol mühendisliği okuyun ister jeoloji, eğer elinizdeki geleneksel veriyi yapay zekanın tahmin modelleriyle birleştirebiliyorsanız, dünyaya yön veren o esnek ve yüksek nitelikli profesyonellerden biri oluyorsunuz.
Çünkü artık tek bir disiplinin sınırları içine hapsolma devri tamamen kapandı. Bugün yapay zeka dediğimiz devasa kırılma bile sadece kod yazmaktan, işlemci soğutmaktan ibaret değil; işin etik, sosyolojik ve felsefi boyutları o kadar baskın ki Google ya da Meta gibi teknoloji devleri harıl harıl felsefe, sosyoloji ve psikoloji mezunlarını istihdam ediyor. Demek ki ne okursak okuyalım, yanına ekleyeceğimiz mikro kredilerle, sertifikalarla ve topluluk projeleriyle özgeçmişimizi çok yönlü inşa etmek zorundayız. Diploma kapıyı açıyor ama o kapıdan içeri nasıl bir donanımlarla gireceğimiz tamamen öğrencilik yıllarında kendimize ne kattığımızla ilgili.
İşte bu çok yönlülüğün, o esnek ve disiplinler arası çalışmanın yaşayan en somut örneği olarak Tuva Cihangir Atasever'i dinlemek, salondaki herkes için adeta bir vizyon sıçramasıydı. Bilkent Elektrik-Elektronik Mühendisliği gibi son derece analitik bir alandan mezun olup ardından Roketsan bünyesinde Türkiye'nin ilk uydu fırlatma aracında aviyonik sistemler üzerine çalışmak, sonrasında ise kendini mikro yerçekimi ortamında 7 farklı bilimsel deneyi hayata geçirirken bulmak... Bu tam anlamıyla bir "Genel Bakış Etkisi", yani sınırların ortadan kalktığı o kozmik dönüşümün ta kendisiydi.
Tuva Bey’in uzayda gerçekleştirdiği o mikro yerçekimi deneyleri, aslında geleceğin mesleklerinin neden sadece yeryüzüyle sınırlı kalmayacağının en büyük kanıtı. Uzay artık sadece astronotların ya da havacılık mühendislerinin tekelinde bir yer değil; ticarileşen ve hızla genişleyen bu yeni ekosistem yepyeni bir iş gücü talep ediyor. Düşünsenize, yerçekimsiz ortamda kusursuz malzeme üretimi yapmak için malzeme ve metalurji mühendislerine, uzay şartlarında ilaç etken maddeleri veya kök hücre araştırmaları geliştirmek için moleküler biyoloji ve genetik uzmanlarına, uzay ortamında insan fizyolojisini korumak için uzay tıbbı odaklı doktorlara ihtiyacımız var. Temel bilimlerden makine mühendisliğine kadar uzanan bu devasa uzay odaklı kariyer alanları, Ahmet Hoca'nın bahsettiği o disiplinler arası kolektif çalışmanın gelecekteki en uç zirve noktası.
Tam da bu noktada Tuva Bey’in uzay ekosisteminin ticarileşmesiyle birlikte gelecekte ön gördüğü ve radarımıza almamız gereken meslekler şunlardı:
-
Malzeme ve Metalurji Mühendisliği: Dünyada yerçekimi nedeniyle üretilmesi imkansız olan, ancak uzayda kusursuzca birleştirilebilecek süper alaşımları ve kompleks yapıları işleyecek mühendisler.
-
Moleküler Biyoloji ve Genetik Uzmanlığı: Uzay şartlarında ilaç etken maddelerinin geliştirilmesi, yerçekimsiz ortamda kök hücrelerin çoğaltılması ve üç boyutlu biyotıp süreçlerini yönetecek araştırmacılar.
-
Tıp Doktorluğu (Uzay Tıbbı): Radyasyonun ve sıfır yerçekiminin insan vücudu üzerindeki etkilerini inceleyen, astronot sağlığını takip edecek hekimler.
-
Uzay Hukuku: Sektörün hızla ticarileşmesiyle birlikte asteroit madenciliği haklarını, özel şirketlerin uzaydaki ticari faaliyetlerini ve sınır anlaşmazlıklarını düzenleyecek vizyoner hukukçular.
-
Makine Mühendisliği ve Temel Bilimler: Uzay araçlarının mekanik sistemlerini tasarlayan mühendisler ile evrenin temel kurallarını uzay laboratuvarlarında test edecek fizikçi ve kimyagerler.
Kariyer yolculuğumuzu şekillendirirken kendimizi sadece dar kalıpların içine hapsetmek, değişen bu muazzam dünyayı kaçırmak anlamına geliyor. Yapay zekayı kendi uzmanlık alanımıza entegre etmeyi öğrenmek, farklı disiplinlerden insanlarla bir araya gelip teknokent kültüründe yeni iş fikirleri üretmek ve sınırları uzayın derinliklerine kadar esnetebilmek... İşte geleceğin gerçek şifresi burada saklı.
Yazı dizimizin bu bölümünde bilimin ve teknolojinin bizi götürdüğü o büyüleyici sınırları, uzay mesleklerini ve yapay zekanın disiplinler arası doğasını felsefi bir süzgeçten geçirdik. Peki tüm bu koşturmacanın, bu devasa teknolojik dönüşümün ortasında "Biz gerçekten kimiz ve kendi pusulamızı nasıl bulacağız?" sorusu hâlâ havada asılı duruyor. Serimizin bir sonraki ve son bölümünde, sistemin o tektipleştirici tuzağına düşmeden, kısa yoldan başarı illüzyonlarına kapılmadan kendi özgün ideallerimizi nasıl inşa edeceğimizi, Alper Aksoy'un o hepimizi derinden sarsan "Pusula" konuşması eşliğinde ele alacağız. Kendi içinizdeki rotayı kaybetmemek için serinin son halkasında buluşmak üzere.
Sevgiler